7’den 70’e Herkesin Merak Konusu: Şeker

Şeker nedir? Şeker bağımlılığı, diyaber, insülin direnci ve mikrobiyom arasında yakından bir ilişki vardır.

‘Ben şeker tüketmiyorum.’ veya ‘Çaya, kahveye atmayı kestim.’ cümlelerini etrafında birçok kişiden duyuyor olabilirsin. Söz beslenmeye gelince üzerinde en çok durulan ve herkesin fikir sahibi olduğu konulardan biri hakkında biraz konuşalım mı?

Son dönemde giderek artış gösteren hipoglisemi, hiperglisemi, insülin direnci ve diyabet hastalıkları hakkında duydukların seni endişelendiriyor olabilir. Bu sebeple şeker tüketimini sorguluyor ve tüketimini azaltmak istemen normal. O zaman okumaya devam et!

Şeker basit bir kelime olsa da aslında oldukça geniş bir grubu kapsadığını söyleyebiliriz. Sadece rafine yani tatlılarına eklediğin o beyaz tozdan bahsetmiyorum. Tahıllar, meyveler, sebzeler ve tükettiğimiz birçok besin karbonhidratlardan oluşur.

Karbonhidratların temel yapıtaşını oluşturan moleküle ise glikoz denir. Peki glikoz nedir?

Glikoz; hidrojen, karbon ve oksijenden oluşan, karbonhidratların temel yapı taşı ve vücudumuzun temel enerji kaynağı olan bir moleküldür. Diğer yapı taşları olan fruktoz, laktoz gibi moleküllerle bir araya gelerek besinlerin temel yapısını oluşturur.

Şeker Metabolizması Hastalıkları

Öğün saati yaklaştığında etraftan yükselen şeker düşmesi ve öğün sonrası gelen yükselme argümanları ise kan şekerindeki değişiklikleri gösterir. Şeker düşmesi belirtileri; açlık, sinir ve gerginlik, terleme ve huzursuzluktur. Yükselme belirtileri ise sürekli açlık ve susuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, yorgunluk ve sık idrara çıkmadır. 

Sürekli şekerinin düştüğünden yakınıyorsan başın hipoglisemi ile belada olabilir. Kan şekeri düzeyinin 50 mg/dl veya altına düşmesi hipoglisemi olarak tanımlanır. Ayrıca düzensiz beslenme, az karbonhidrat tüketimi, fazla egzersiz yapmak gibi birçok neden hipogliseminin nedenleri arasındadır.

Açlık kan şekeri için ideal aralık 70-100 mg/dl’dir. Eğer ölçümlerin bu seviyeler üzerindeyse hiperglisemi yaşıyor olabilirsin. Hiperglisemi, kan şekeri seviyesinin normal sınırların üzerinde seyretmesi durumudur. Aynı zamanda hiperglisemi yaşamamak için tokluk kan şekerinin 140 mg/dl’yi geçmesi gerekmektedir. Hipergliseminin nedenleri;

  • İnsülin hormonunun vücudunda salgılanmaması,
  • Yeterli miktarda insülin salgılanmaması,
  • Hücrelerin insüline gerekli tepkiyi vermemesinden kaynaklanır.

Pankreastan salgılanan insülin hormonu metabolizma üzerinde düzenleyici etkiye sahiptir. Salgılanmaması Tip 1 Diyabet hastalığı olarak adlandırılırken yetersiz salgılanması ise Tip 2 Diyabetin göstergesidir. Hücrelerin insüline verdiği yanıtın yetersiz olması ise genelde insülin direncinin bir sonucudur. Ayrıca açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl arasında seyretmesi ise prediyabettir. Ve bu gruptaki bireyler Tip 2 Diyabet hastalığı için adaydır.

Bu hastalıkların tanı ve takibinde kan tahlilleri oldukça önemlidir. Glikoz, insülin ve HbA1c değerlerinin yorumuyla doktorunuz sizi bu hastalıklar hakkında uyarmış olabilir. Ayrıca gerekli görüldüğü takdirde tanı koymayı sağlayacak şeker yükleme testi olarak da bilinen OGTT yani oral glikoz tolerans testi de doktorunuz tarafından talep edilebilir.

Şeker ve Mikrobiyom İlişkisi

Gıdalara eklenen rafine şekerin obezite ve metabolik hastalıkların oluşumuna katkı sağladığı birçok çalışma ile gösterilmiştir. Özellikle yaşamın erken dönemlerinde şeker tüketimini inceleyen bir çalışmaya göre, alınan toplam kaloriden ve obeziteye neden olmasından bağımsızca bağırsak bakteri düzenini değiştirmektedir. Aynı zamanda Tip 2 Diyabetlilerin bağırsaklarında anlamlı artış gösteren bakteri suşları artmaktadır. 

Yüksek kilolu ve obez ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada yüksek fruktoz tüketiminin yaş, cinsiyet, kalori gibi parametrelerden bağımsızca bağırsaktaki faydalı bakterilerde düşüne neden olduğu gösterilmiştir. Azalan sağlıklı bakteriler arasında karbonhidrat metabolizmasında görevli olan türler de bulunmaktadır. İşte bu bakteriyel azalma hastalıklara olan yatkınlığı artırır.

Çalışmaların sonuçlarına bakıldığında şekeri kesmekte fayda olduğu aşikar. Peki yerine ne kullanabilirsin?

Örneğin, kalorisiz yapay tatlandırıcılar önerilen alternatiflerden biridir. Ancak bu ürünlerin tüketimi de bağırsak bakteriyel düzenini etkileyebilmekte ve insülin direncine yol açabilmektedir. Tatlandırıcıların bağırsak bakterilerine etkisinin kişinin mevcut mikrobiyomuyla ilişkili olduğu ve tatlandırıcılara kişisel bir tepkinin geliştiği vurgulanmıştır. Bu nedenle kişiselleştirilmiş beslenme uygulamaları kan şekeri yönetiminde oldukça önemlidir.

KAYNAKÇA

Diyabet Hakkında Her Şey

Early-Life Sugar Consumption Affects the Rat Microbiome Independently of Obesity

Non-caloric artificial sweeteners and the microbiome: findings and challenges

High intake of dietary fructose in overweight/obese teenagers associated with depletion of Eubacterium and Streptococcus in gut microbiome

Not: Bu makale bilgilendirme amaçlıdır. Profesyonel tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi oluşturmak veya onun yerine geçmesi amaçlanmamıştır.
Phone
Sitemizde çerez konumlandırılmaktadır. Çerezlere ilişkin detaylı bilgi için Aydınlatma Metni’ni ve Gizlilik Politikası’nı inceleyebilirsiniz.